Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2009 Çarşamba

Bilinciniz Kaderinizi Değiştirebilir...

Siz yaratılış sürecinin çok önemli bir parçasısınız. Hiçbir şey yapmadığınız zaman bile geleceğinizi hazırlıyorsunuz. Hayatınızın her saniyesinde yaşamınız inşa ediliyor ve bunu sizin bilinciniz yapıyor.

Bilinç zamandan bağımsız ve evrende serbesttir. Kuantum fiziksel dünyasında gerçekliğin bilinçte yaratıldığı bilinmektedir. Bizim amacımız bilinçte yaratılan gerçekliğin kişisel yaşantımızı ve kariyerimizi nasıl etkilediği üzerinedir.

Şimdiki yaşamınız bu zamanın ve mekanın ötesinde var oluşun bilinmeyen bir noktasına uzanır. Düşüncelerin, duyuların, görüntü ve beklenti şeklindeki algıları izleyen bilincimizin evren üzerinde çok büyük etkisi vardır. Bilinç kaynağınızın uzaklarda neler değiştirdiğinin farkında olmayabilirsiniz ama bir anda aklınıza gelen bir düşünceyle yaşamınızın nasıl değiştiğinin farkına varabilirsiniz. Aslında gördükleriniz ve yaşadıklarınız bilincinizin bir sonucudur.

Sizin günlük yaşamınızda düşünceleriniz nasıl etkiliyse evrendeki işleyişi de aynıdır. Bilinç gerçekliği yaratır ve bilinçte yaratılan gerçeklik tüm var oluşu kapsar.

Yaşamınızdaki olaylar ve insanlara ait her şeyin temelde bilincinizde oluştuğunu anlamak aslında sizi özgür kılabilir. Yaşadığınız deneyimlerin aslında bilincinizde meydana gelen sonuçların bir bütünü olduğunu görürsünüz zamanla. Eğer yaşadıklarınızdan hoşnut değilseniz en azından bunu değiştirebilmek için yapabileceğiniz bir şeyler var demektir.

Bilinciniz sizin benliğinizin tamamını yansıtır aynı zamanda sizin tam olarak kim olduğunuzu ortaya koyar. Buna en derin inançlarınız ve size özel olan her şey dahildir. Sizinle ilgili her şey; düşünce biçiminiz, algılarınız ve beklentileriniz yoluyla sizin hakkınızdaki gerçekleri gösterir.

Yaşamınızı tanımak için kendinize şu soruyu sorarak başlamalısınız. Bilincim tam olarak görüntülense her noktasında neler görünürdü? Dışarıdan bakıldığında rahat bir görünüm sergilerken acaba arkada korkular mı olurdu? Ya da içeride şüphe duyarken dışarıdan iyimser mi görünürdünüz? Eğer durum böyleyse bilmelisiniz ki evrende size uzak veya yakın olan her şey hem içeriyi hem dışarıyı en ince ayrıntısına kadar görebilir ve ona göre karşılık verir.

Eğer daha iyi bir işe girmeyi hedefliyorsanız fakat aynı zamanda bunu yapabilecek yeteneğe sahip olmadığınızdan şüphe duyuyorsanız, bilincinizdeki başarısızlık hissi nedeniyle istediklerinize ulaşmakta zorlanırsınız. Veya harika bir eşle karşılaşmayı hayal ediyor fakat bir tarafınız böyle bir kişinin olmadığını düşünüyorsa, bu durumda bilincinizi sınırlandırdığınız için bu niyetinizi engellersiniz.

Bilincinizi bir bütün olarak ele almalısınız. Bir şeyler için niyetlenebilirsiniz, düşünebilirsiniz ama tek yaklaşımınız bunlardan ibaretse isteklerinizin karşılığınız bulamayabilirsiniz. Bu yaklaşıma olumluluk ekleyerek tüm yaşam gücünüzü niyetlerinize odaklarsanız bilinçteki yaratılışın gücü sizi ilerletecektir. Bu çabanız zamanın ve mekanın ötesine uzanır ve karşılığında hiç beklemediğiniz güzelliklerle donatılırsınız. Bu yaşamınızın gücüdür, bilincinde olduğunuz her şey içinde bulunduğunuz durumu belirler.

Şimdi dünyaya bakış açınızı sorgulayın. Dünyaya bakış açısı derken sizin politika veya sosyal sorunlar hakkındaki görüşlerinizi kastetmiyorum. Evet, bunlarda sizin bir parçanızdır fakat bundan da önemli bir şey sizin yaşamınızda değerlerinizi ve gücünüzü nasıl kullandığınız ve dünya üzerinde kendiniz ve yeriniz hakkındaki kanaatinizdir. Yani tüm zihinsel ve duygusal dünyanızdır belirleyici olan. Bu muhteşem evrenin içinde kendinizi nasıl ve nerede algılıyorsunuz? Siz fark etseniz de etmeseniz de yaratılışın en güçlü aracısınız. Bu zamana kadar yaptıklarınızdan hoşnut olmayabilirsiniz, fakat yine de yaşamınızdaki her şeyi değiştirme yetkisine ve yeteneğine sahipsiniz. Mutluluk sizin sonsuz benliğiniz içinde şimdi şu anda bulunuyor.

Eğer kendinizi değersiz ve etkisiz görüyorsanız size mutluluk getirecek veya bireysel isteklerinizi destekleyecek türde bir bilincin oluşması çok zordur. Zaman akıp gidiyor ve siz şu durumda hiçbir şey yapmazsanız bilincinizde var olanları yaşayacaksınız. Fakat her zaman yeni bir bakış açısı kazanıp, eski bilincinizi değiştirebileceğinizi ve yeni niyetlerinize uymayan eski algılamaları terk edebileceğinizi unutmayın.

Bilinci açmak istediğinizi yaşama ulaşmak için yapılabilecek tek şeydir. Başarıya ulaşma sürecinde ilk olarak bilincinizin merkezine mutluluğu yerleştirmelisiniz.

Sevgiyle paylaştım,

Deniz Ağgül Güler
Kariyer Koçu & Gelecek Stratejisti
Maremis Gelecek Enstitüsü
www.maremis.com
www.kariyerkocu.net

12 Ekim 2009 Pazartesi

Bilinçaltı Farkındalıkla Daha Gerçek Bir Kariyer Mümkün…


Sevgili Dostlarım,

Yaşam yolculuğunuzun en çok zaman geçirdiğiniz bölümü olan kariyer yolculuğunuza kim yön veriyor, hiç düşündünüz mü bunu? Kimin yönettiği ve sizin onu tanıyıp tanımadığınız çok önemli. Farkında olmak kavramı her an her yerde yine karşımıza çıkıyor. Ancak farkında olduğunuzda bir şeyleri değiştirebilir veya geliştirebilirsiniz. Eminim her biriniz şu en parlak ve en genç çağlarınızda yaşamınızda ve kariyerinizde gelişmeye zaten istekli durumdasınızdır.

İstek her şeyi ateşleyebilecek güçtedir fakat eğer farkındalığınız yeterli düzeyde değilse kuru kuruya istemek çamurlu bir yolda patinaj yapıp tüm enerjiyi tüketmeye hatta bazen motoru yakmaya benzer.

Farkında olmak demek kendine doğru hiç bitmeyen bir yolculuğa çıkmak demektir. Bu yolculukta yol kat edebilmeniz için cesur, sabırlı, keşfetmekten hoşlanan ve yolculukta karşılaştığı her şeyi olduğu gibi kabul edebilecek kadar hoşgörülü olmalısınız. Yolculukta ilerlemeye başladığınızda insanın kendine yaptığı yolculuğun en keyifli yolculuk olduğunu, yaşamınız boyunca görebileceğiniz en şaşırtıcı en renkli kesitleri ve en güzel sahneleri bu yolculukta göreceksiniz.

Farkındalığınızı arttırmak için hemen kendinize aşağıdaki soruları sorarak başlayın işe…

*Yaşamımda tekrar eden sorunlar yaşıyor muyum?
*Her yeni yıla başlarken kendim için hedefler verip tutamadığım oluyor mu?
*İstediklerimi yapmak için sıklıkla eyleme geçemediğim oluyor mu?
*Başarılarımı sabote eden bir şeyler var hissine kapılıyor muyum?
*Hayal kırıklığına uğrayıp kendi kendinize yardım etmeye çalıştığınız ve bunun işe yaramadığı sıklıkla oluyor mu?

Eğer kendinize tamamen dürüst olursanız en azından bir alanda değiştiremediğiniz çok inatçı bir engeliniz olduğunu göreceksiniz. Bu belki ilişkilerinizle ilgili, kilo vermekle ilgili, parasal konularla ilgili, sağlığınızla ilgili, okulunuzla ilgili, alışkanlıklarınızla ilgili ve belki de işinizle, kariyerinizle ilgili olabilir.

ÖSS’ye girdiniz veya gireceksiniz ve bir tercih yaptınız veya yapacaksınız. Yaptığınız veya yapacağınız tercihten emin değilsiniz. Geleceğinizi hangi alanda inşa edeceğinize karar veremiyorsunuz. Bir gün bir alana içiniz ısınıyor ama sizi tam tatmin etmiyor. Sonra değiştirirsem belki içimi rahat ettirecek alanı bulabilirim diyerek yıllarca rolden role giriyorsunuz ama hala içselleştirdiğiniz bir kararınız yok. En sonunda enerjiniz azalmış, stres düzeyi artmış ve bıkkınlık hali üzerinize iyi nüfuz etmiş bir şekilde tercihlerinizi yapıyorsunuz. Bu çok kişinin başına geldi ve gelecek de.

Veya; geçmişte bir çok iş değiştirdiniz, hiçbiri sizi tam olarak tatmin edemedi. Aradığınız işi bir türlü bulamadınız. Üstelik; rehberlik, danışmanlık hizmetleri bile aldınız, özgeçmişinizi defalarca düzenlediniz hatta ama hala sizi hayallerinize götürecek şekilde destekleyen işi bulamadınız.

Veya; Her zaman faturalarınızı ödemek için uğraştınız. Her zaman parasızdınız.

Genel olarak herkesin dünyasında mutlaka çözemediği ve sürekli etrafında dönüp durduğu bir kör alan vardır. Bu alan herkes için farklıdır. Kendinizi bu kör alanda bir kurban gibi hissedersiniz. Bir türlü değiştiremediğiniz bir döngüdür yaşamınızda. Bu döngüden dolayı her zaman birilerini suçlarsınız; patronunuzu, rehberlik öğretmenlerinizi, okulunuzu, ailenizi, komşunuzu, devleti, parasızlığı ve hatta genetik şifrenizi…

Çözüm nedir peki?

Farkında olmak; kendine yolculuktan vazgeçmemek…

Önce zihnimizin neler yaptığının farkında olalım. Zihnimizin bilinç kısmı ve bilinçaltı kısmı vardır.

Bilinçli Zihin ve Bilinçaltı Zihin

Zihnin bilinç kısmı bu yazdıklarımı okumanıza yardımcı olan zihnin bilinçli kısmıdır. Buzdağının görünen kısmıdır. Farkındalık düzeyinin altında ise bilinçaltı yer alır. Burası zihnimizin derinlikleri ve buzdağının görünmeyen kısmıdır.

Bilinçli zihnin bazı özellikleri…

Analitiktir. Bu kişinin sorunları çözmeye çalışan analiz eden ve yollar bulmaya çalışan kısmıdır. Günlük yaşamda; ocağı kapatmalı mıyım? Elbiselerimi giymeli miyim? Asansörü çağırmalı mıyım? Gibi durumlarda otomatik olarak davrandığımızı düşünürüz fakat bu sıradan olaylarda bile bir karar veririz.

Gerçekçidir. Bu tarafı bazen kişiyi alabora edebilir. Bu kısım kişinin davranışlarının nedenleri hakkında bize bilgi verir. Eğer kişinin yaptığı şeyleri neden yaptığına ilişkin bir fikri yoksa kendini endişeli, gergin, yorgun hissedebilir ve eğer bu durum uzarsa zihinsel hastalıklara neden olabilir. Gerçekçi zihnin en büyük yanılsaması kişiye gösterdiği davranışların nedenlerinin asla gerçek olmamasıdır. Örneğin bir kişi uzun yıllar aynı iş yerinde takılıp kalmış ise bilinçli zihin ona işini değiştirmek istediğini fakat bir türlü özgeçmişinin firmalar tarafından çağırılmadığını işsizliğin çok yüksek olduğunu kriz olduğunu söyler durur. Fakat bilinçaltı şöyle der; dur bakalım sen işini değiştirmek isitiyorsun ama 10 yıldır burada çalışıyorsun ve güvenlik duygun burada iyi. Benim yeniden başka bir koşul için programlanmam yıllar sürer. İstemiyorum der ve geri çevirir.

Bilinçaltı zihnin bazı özellikleri

Gerçek, bilinç düzeyinin altındadır. Bilinçaltı inanılmaz bir güce sahiptir. Kişinin istediği zenginlik, iş, kariyer, zayıf, şişman, mutlu veya üzgün olma gibi her şeyi gerçekleştirebilir. Bilinçaltının nasıl çalıştığını görmek için bir bilgisayarı düşünmek yeterli olacaktır. Çünkü bilinçaltı da bilgisayar gibi çalışmaktadır. Bilgisayarın içerisinde yüklü bir işletim sistemi ve programlar yoksa ihtiyaçlara cevap veremeyecektir. Bilgisayar sadece içerisindeki işletim sistemi ve programlara göre hareket edecektir. Program değiştiğinde artık yeni programa göre davranacaktır. Bilinçdışı da kazanılan deneyimlerle her gün yenilenen bir bilgisayar gibi çalışır, sadece ondan daha kuvvetlidir. Kişi doğduğunda içerisinde çok az program vardır ve her gün içsel bilgisayarını yeniler. İnsanın sanal bilgisayarının temel kuralı budur. Var olan programın gerektirdiği şekilde insan yaratmak ve ölene kadar da yeni programlar ekleyerek devam etmek zorundadır. Örneğin bilgisayar, kişinin şişman olduğu üzerine bir programı çalıştırıyorsa kişi şişmandır. Zayıf programı çalışıyorsa zayıf, sigara içme programı çalışıyorsa sigara tiryakisidir. Bütün programlar bir araya gelir ve kişinin nasıl biri olduğunu belirler. Kişinin doğduğu günden beri olan hafızası bu sanal bilgisayarın işletim sistemidir. Geçmiş yaşantılar bilinçli zihinde unutulmuş olsa da bilinçdışı hafızada değişik formlarda saklanmıştır. Çünkü bilinçdışı zihin bir video kamerası gibidir. Kişinin yaşadığı, duyduğu, gördüğü, hissettiği, tattığı her şeyi bilinçaltı hafıza bankasında yok olmayacak şekilde saklanmaktadır. Yani asla hiçbir şey unutulmamaktadır. İnsan sadece bilinç düzeyinde unutur, bilinçaltı düzeyde unutmaz.
Bilinçaltı her ne kadar çok güçlü olsa da aynı zamanda tembeldir de. Değiştirmek için ona verilen olumlu telkinleri uygulamaktan hoşlanmaz. Var olanların olduğu gibi kalmasını ister muhafazakar ve statükocudur. Olumsuz bir durumu olumluya çevirmek zaman alır. Diğer taraftan olumsuz telkinleri hemen alır çünkü bunlar için çaba gerekmez. Örneğin bir uzun süreli işsiz bir kişi aynaya baktığında “iş bulmam çok zor” diyorsa bu bilinçaltına gider ve oradaki “iş bulmak para kazanmak zor” veya “ ben iyi bir işi hak etmiyorum” programıyla örtüşür ve algı iyice güçlenir kişinin iş bulması iyice zorlaşır. Aynı uzun süreli işsiz kişi kendine “iş bulmak çok kolay” derse bilinçaltı “bu bendeki programla uyuşmuyor bunu içeri almak istemiyorum” der.

Bilinçaltında olumlu veya olumsuz olan inanç kalıpları vardır. Bu kalıplar yıllarca yaşanılmış edinilmiş olumlu veya olumsuz deneyimler sonucu oluşturduğumuz kalıplardır. Düşünceler ise ürünlerdir. Bilinçaltımız hard disk olduğuna ve bilinç üstünde oluşan tüm düşünceler (ürünler) bilinçaltından geldiğine göre kalıp neyse üründe o kalıba göre oluşur. Yani bilinçaltındaki inanç kalıplarınızın dediği olur. Bilinç ne derse desin sonunda bilinçaltının dediği olur. Bu nedenle yaşamı için istekleri olan hedefleri olan kişilerin öncelikle bilinçaltı düzeyinde farkındalık sahibi olmaları istedikleri değişimi oluşturabilmelerini sağlayacaktır.


Peki değişimi nasıl yaratacağız?

*Öncelikle kendimize karşı dürüst olarak bilinçaltımızda çalışan programları tanıyacağız. Yani farkında olacağız.
*Olumsuz programları bilinç düzeyine çıkarıp onları kabulleneceğiz. Kabullendiğinizde buharlaşmaya başlayacaktır.
*Olumlu telkinleri bilinçaltımıza yerleştireceğiz. Bunu kendi kendine yapmanın yolları da var fakat bu konuda araştırma yapıp yöntemleri doğru şekilde öğrenip vazgeçmeden uygulamak gerekiyor.

Sevgiyle paylaştım,

Deniz Ağgül Güler
Kariyer Koçu & Gelecek Stratejisti

15 Eylül 2009 Salı

Yaşamının değişmesini istiyorsan önce kendimi ne kadar tanıyorum diye bir sor kendine..


Sevgili Dostlar,

Eğer istediğiniz yaşamı bir turlu elde edememişseniz,
Hala yasamınızdan yeteri kadar memnun degilseniz,
Hep yaşamınızda bir eksiklik var gibi geliyorsa size,
Hatta bu eksikliklilerin de ne olduklarını ve nasıl bir yaşamınız olsa daha mutlu olacagınızı bilemiyorsanız;

Kendinize doğru çok zorlu ve uzun bir yolculuk yapmadan bütün bu eksiklikleri kapatamayacağınız gibi ne istediginizi de ancak bu yolculukta bulabilirsiniz...

Zümrüd-ü Anka kuşunun efsanesini paylaşmak istiyorum sizlerle...Bakın kendine yolculuk yapmak nasıl bir şeymiş...

Efsaneye göre, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya
da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar
ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve
yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden
dirilmesidir...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş..
Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler
dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar
ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir
tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar
toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye
karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın
tepesindeymiş . Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak
gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet,
istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı
az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler.
Yorulanlar ve düşenler olmuş...

"Aşk Denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık Vadisi"nden
uçmuşlar...".. "Hırs Ovası"nı aşıp, "Kıskançlık Gölü"ne sapmışlar...
Kuşların kimi "Aşk Denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık Vadisi"nde kopmuş
sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o
güzelim tüylerini bahane etmiş. (oysa tüyleri yüzünden kafese
kapatılırmış) Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş
yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş
vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "Şaşkınlık" ve sonuncusu
Yedinci Vadi "Yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf
Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg"
ise "kuş"...

Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş"
demekmiş. Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. 30 kuş
anlar ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk kendine
yapılan yolculuktur.

Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da
yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.


sevgiyle paylaştım,

Deniz Ağgül Güler

14 Ağustos 2009 Cuma

Akıl ve Sezgi Sentezi

Akıl; yöntem, işlem ve kıyas yoluyla hareket eder. Sezgiyse sonuca varır. Yöntem, işlem ve kıyas olmadan. Sezgiye neden diye soramazsın. Sezgide “çünkü” yoktur. Ani bir açıklık-şimşek çakmış ve bir şey görmüşsün, sonra yok olmuş ve nasıl olduğunu, niçin olduğunu bilmiyorsun, ama olmuş ve bir şey görmüşsün gibi. Tüm ilkel toplumlar sezgicidir, bütün çocuklar ve kadınlar sezgicidir ve bütün şairler sezgicidir.

Akıl kör bir insan gibidir; Karanlıkta el yordamıyla yolunu arar. Bu yüzden bu kadar çok düşünmeye ihtiyaç duyar. Sezgi kör değildir, fakat topal bir insan gibidir. Hareket edemez. Akıl ve sezgiyi sentezlediğinde tam bir sağlıklı insan olursun. Tüm organların iyi çalışır.

Bir orman yangınını anlatan eski bir masal vardır. Ormanda bir kör, bir de topal varmış. Kör adam göremiyormuş, ama koşabiliyormuş; ama nereye gittiğini bilmeden koşmak tehlikeliymiş… Her yer alevlerle kaplıymış. Topal adam yürüyemiyormuş, ama görebiliyormuş. Bir anlaşmaya varmışlar; Kör adam, topal adamın sırtına çıkmasını ve onun için görmesini kabul etmiş ve topla adam da eğer kör adam onun için koşarsa, kör adam için görmeyi kabul etmiş. Güçlerini birleştirerek alevlerden kurtulmuşlar.

Akıl yarımdır, sezgi de yarımdır. Sezgi koşamaz, sadece parıltıları görür. Sürekli bir açıklık kaynağı olamaz. Ve akıl da karanlıkta el yordamıyla arar.

Akıl ve sezgiyi sentezlediğinde ise çok daha üstün bir şeye ulaşırsın. O zaman eksiksiz görürsün, eksiksiz bilirsin.

Fazla zekiysen, hayattaki çok güzel bazı şeyleri kaçırırsın. Şiirden tat alamazsın, şarkı söylemekten, dans etmekten keyif alamazsın.

Sana biraz aptalca, biraz bayağı görünürler. Gerilirsin uzak durursun, kendini tutarsın.

Sadece sezgiciysen, daha çok keyif alırsın, fakat başkalarına yararlı olamazsın, çünkü iletişimin eksik kalır. Kendin güzel bir dünyada yaşayabilirsin ama çevrende güzel bir dünya yaratamazsın, çünkü bu yalnızca akıl sayesinde mümkün olur.

İşte bilim ve şiir buluştuğu zaman, kusursuz bir dünya mümkündür. Aksi takdirde sezgiyle akıl birbirini devre dışı bırakmaya devam eder.

İçinde bir sentez yapman gerek. Öyle derin bir senteze varmalısın ki içinde büyük bir aydınlanma açığa çıksın. Mantığın ve duyguların, çalışmanın ve rahatlamanın buluştuğu, bilimin şiire şiirin bilime düşman olmadığı bir yer.

Bu yüzden insan hala evrim aşamasındadır. İnsan hala içeriği olmayan bir biçimdir. Bu biçim içerik kazanmalıdır. Kendini büyük bir laboratuara dönüştürmeli ve enerjinin merkezini değiştirmelisin. Kendini aşman için hem aklını hem sezgilerini kullanman gerekir.

Sevgiyle paylaştım,


Deniz Ağgül Güler
Kariyer Koçu&Gelecek Stratejisti
Maremis gelecek Enstitüsü

Dünyadaki Yeriniz Neresi…

Her birimiz, bize verilmiş eşsiz ve doğal yeteneklerimizle bu dünyayı geliştirmek için buradayız. Yeryüzünde her dakika milyarlarca değişik ihtiyaç ortaya çıkıyor ve bu ihtiyaçların giderilmesi için birileri her dakika bir şeyler üretiyor. Bu ihtiyaçlar mükemmel bir şekilde karşılanmıyor belki ama dünyanın gelişimi öyle ya da böyle devam ediyor.

Yaşadığımız Gezegen’de 7 milyar değişik insan var ve her biri birer imza kadar eşsizken ihtiyaçlarsa sayılamayacak kadar çoktur. Yaşamın alışılagelmiş döngüsü içinde kaçımız dünyaya ne için geldiğimizi, görevimizin ne olduğunu, dünyadaki hangi ihtiyacı tamamlamaya katkıda bulunmak için burada olduğumuzu aklımıza getirdi? Bunun farkında olarak yaşayan insanlar genelde bu dünyadan çekip gittikten sonrada anılmaya devam ediliyorlar ve yaşamlarını incelediğimizde hemen hepsinin birer amacı olduğunu görebiliyoruz. Onlar özel insanlar mı sizce? Hayır!!!! Onları özel yapan bir amacın peşinden severek koşmaları ve bu amacı gerçekleştirmek için kendilerinde bulunan kıymetli hazineleri, yani eşsiz yeteneklerini kullanmalarıdır. Onları özel yapan sadece kendilerini bazılarından daha erken fark etmeleri, bulmaları ve bilmeleridir.

Siz dünyadaki ihtiyaçlardan hangisini tamamlamaya uygunsunuz? Bu ihtiyaçları tamamlamak için doğuştan genetik kodunuzla gelen yeteneklerinizin ne kadarını kullanıyorsunuz? Ne kadarınız doğuştan gelen yeteneklerini geliştirdi, kullandı ve ne kadarınız bu yeteneklerini farkında olmadan birçok nedenle kaybetti?

Acaba dünyanın ve insanlığın gereksinimleri gerçekten yapabileceği işi en iyi yapanlardan mı karşılanıyor? Yoksa çoğumuz zaman, koşullar ve sosyal faktörlerden ötürü akıntıya kapılmış, nereye döküleceği belli bir nehirde miyiz? Düşünün! Herkes eşsiz yeteneklerini kullanarak en iyi yapabildiğini yapsa yapamadığını da en iyi yapana bıraksa bu gezegen nasıl bir yer olurdu acaba?

Bütün her şeyin merkezi olduğunuzu unutmayın! Bütün yazacaklarım ve bütün çözümlerin merkezinde sizin kendinizi tanımanız yer alıyor. Yörüngeden çıkmak da, gerçek ben olamamak da temel olarak tamamen insanların kendini tanımamasından kaynaklanıyor. Yörüngede olmak “Gerçek Ben” olmak demek ve “Gerçek İş” yapmak demektir bu da bütün gerçeklerin sonuçları gibi her şeyin daha olumlu ve doğal akışta gitmesi demektir.

Deniz Ağgül Güler
Kariyer Koçu&Gelecek Stratejisti

13 Ağustos 2009 Perşembe

Farkındalık...

Eve Geri Dönmek…

Yaşam kendini tanıman eve geri dönmen için var. Yaşadıkça evden uzaklaşıyorsun. Başka yerlerde gezmeye başlıyorsun. Sonra birden fark ediyorsun ki evinde değilsin. Peki eve nasıl geri döneceksin?

Öz egonun buharlaştırılmış halinden başka bir şey değildir. Gerginlikten ve stresten kalan son şey. Tamamen açık olduğunda, tepedeki seyirci olduğunda yaşamda yepyeni bir kanun başlar senin için.

Yerçekimi kanununu biliyorsun; zarafet kanununu bilmiyorsun. Yerçekimi kanunu her şeyin aşağı çekilmesidir. Zarafet kanunu ise her şeyin yukarı yükselmesidir. Ve bu kanun olmak zorunda, çünkü yaşamda her şey karşıtı tarafından dengelenir. Newton bahçede otururken bir elmanın düştüğünü görür ve içinde bir düşünce uyanır; neden her şey aşağı düşer, neden tersi olmaz? Düşünür taşınır ve bir kanun keşfeder. Yerin bir çekim alanı vardır ve mıknatıs gibi her şeyi aşağı çeker.

Yıllar içinde Buda, Krişna, Patanjali gibi bilgeler başka temel bir kanunun farkına vardılar. İç yaşamda bilincin yukarı yükselmeye başladığı bir an geldiğini fark ettiler. Tıpkı yerçekimi gibi. Elma ağaçta asılı duruyorsa düşmez. Ağaç onun düşmesine engel olur. Elma ağaçtan ayrıldığında ancak aşağı düşer.

Eğer bedeninde tutunuyorsan yukarı yükselemezsin; zihnine tutunuyorsan, yükselemezsin. Benlik düşüncesine tutunuyorsan, yerçekiminin etkisi altında kalırsın. Çünkü beden de zihinde yerçekiminin etkisi altındadır. Zihin ince bedendir; beden ise kaba zihindir. İkisi de yerçekiminin etkisi altındadır. Ve sen onlara tutunduğun için, yerçekimin etkisi altında değilsin. Yerçekiminin etkisi altındaki bir şeye tutunuyorsun. Bu tıpkı bir kaya taşıman ve denizde yüzmeye çalışman gibidir, kaya seni dibe çeker yüzmene izin vermez. Kayayı bırakırsan rahatlıkla yüzebilirsin.

Yaşamında bir kez ne beden ne de zihin olduğunu fark edince yükselmeye başlarsın işte bu zarafet kanunudur. Bu bir kanun olmak zorundadır, aksi takdirde yerçekimi de olmazdı. Doğada pozitif elektrik varsa negatifte vardır, gece varsa gündüz de vardır. Erkek var bu yüzden kadın da olmak zorunda. Mantık var, bu yüzden sezgide olmak zorunda. Yaşam var, ölüm de olmak zorundadır. Yaşamda her şey dengelenmek için karşıtını bulmak zorunda. Bilim bugün yerçekimi kanunu bulmuş ama bilimin hala olaya başka bir boyut kazandıracak zarafet kanunu bulmaya ihtiyacı vardır.

Sen yerçekimi ve zarafet kanununun buluşma noktasısın. Sende her şey iç içe geçiyor. İçinde yeryüzüne ve gökyüzüne ait bir şeyler var. İçindeki yere bağlı olmadığın zaman birden yükselmeye başlarsın. Böylece zihin incelikleri görebilmeye ve özgürleşmeye yönelir. Özgürleşmek zarafetin akımına girmekten başka bir şey değildir. Kendini özgürleştirmezsin sen sadece engelleri kaldırabilir bağlardan kurtulabilirsin özgürlük kendiliğinden gelir. Yaşam enerjin yükselmeye başlar, bir patlama olur. Hiçbir şey yolunu kesemez. Biraz gevşeme biraz bağları çözme ilk adımdır. Sonra kendiliğinden bilincin ince ayrıntıların daha fazla farkına varır.

Başka bir şey anlatayım. Kısır döngüyü bilirsin, ben sana erdem döngüsünden bahsedeceğim. Kısır döngüde kötü bir şey başka kötü bir şeyi izler. Örneğin sinirlenirsen, başka bir şey seni daha fazla sinirlendirir ve daha çok öfke seni daha da öfkeli yapacaktır. Her öfke sinirlerini daha fazla bozacak ve daha fazla öfke getirecek. Gittikçe güçlenen bir kısırdöngüde hareket ediyor olacaksın.

Farkında hale gelirsen, farkındalık sana incelikleri görme ve feragat etmeyi getirecektir. Farkında hale gelirsen artık beden olmadığını anlayacaksın. Bedenden vazgeçmiş değilsin sadece feragat ediyorsun. Farkında hale gelirsen aslında bu düşüncelerin sen olmadığını göreceksin. Farkındalık içinde düşüncelerden feragat edilmiştir. Artık enerjini onlara vermezsin; onlarla işbirliği yapmazsın. İşbirliği bitti ve onlar senin enerjin olmadan yaşayamazlar. Çünkü senin enerjin sayesinde yaşıyorlar. Kendi enerjileri yok. Ve feragat edersen farkındalık gelir; işte bu erdem döngüsüdür her bir erdem bir diğeri için zemin hazırlar.

Bu farkındalık yolunda giderken zaman zaman mola vereceksin. Tam kendini nehrin akışına bıraktığın an birden eski alışkanlıkların nedeniyle kendini nehir kenarında bulacaksın sakın üzülme o zaman kısır döngüye girersin. Arayış içindeki insan çok defa öze yaklaşır ve çok defa da izi kaybeder. Bu doğaldır. Çünkü farkında olmadığımız uzun bir yaşamdan geliyoruz. Farkındalığını yeniden canlandırmaya bak.

Zihin sınırsız bilebilir. Fakat farkındalığın son noktaya geldiğinde yani eve geri döndüğünde ve kendi kendini aydınlatan bir güneş haline geldiğinde zihninin bu durumdan önceki halinin sınırsızlığı bile sınırlı gelecektir sana.

Kişi duyuları içinde kaybolduğunda zihin eksik çalışır. Ne zaman kişi duyularında kaybolmazsa ve bedene bağlı kalmazsa zihin tamamıyla sağlıklı çalışır. Zihinde sınırsız bir kavrayış gerçekleşir; zihin sonsuzu bilmeye yetkinleşir. Sen ve gerçek artık bir oldunuz. Zihin bile bir aracı, bir yol oldu artık. Zihin aracılığıyla gelen bilgi farkındalık tamamlandığında gelen bilginin yanında hiçbir şey değildir.

Farkındalık; aslında kopmuş olduğumuz gerçeğe geri dönme çabasından başka bir şey değildir.

Deniz Ağgül Güler

Kariyer Koçu & Gelecek Stratejisti

Maremis Gelecek Enstitüsü

Gelecek Yolu...

Geleceğe giden yol kendini tanımaktan ve bugünü tamamlanmaktan geçer.

İç dünyan geliştikçe her şey kendiliğinden olmaya başlar. Egoyu aramıyorsun, tam tersi bütüne ulaşmaya çalışıyorsun. Bütüne ancak her türlü egoist yolculuktan vazgeçilmesi ve bundan fedakarlık yapılması yoluyla ulaşılır. Dünyadan değil egodan vazgeçilmeli. Unutma ego bastırılamaz, ancak buharlaştırılabilir. Farkındalığın ısısıyla, uyanmanın ateşiyle. Onu bastırırsan kolay olanı seçersin. Alçakgönüllü olabilirsin sade olabilirsin ama o sadeliğin arkasına saklanır.

Kendini kandırabilir mantıklı sebepler uydurabilirsin. Sebeplerin yüzeyde mantıklı görünürler… Yüzeyden bakınca neredeyse kanıt gibidirler… Ama bir de içlerine bak.

Birçok üstadın sana” içe in, kendini tanı” demesinin nedeni bu ama sen içle hiç ilgilenmiyorsun. Ondan bahsediyorsun, onunla ilgili okuyorsun, bu fikre katılıyorsun ama içe hiç inmiyorsun. Çünkü içinde sadece karanlık, yaralar ve hastalıklar var. İyi olmayan şeyleri, sana sağlıklı görünmeyen şeyleri saklamışsın. Öte yandan, onları yok etmektense, saklamayı seçmişsin. Şimdi kapıyı açıyorsun… Ve çok kötü bir koku geliyor, çok kirli, çok çirkin bir cehennem açılıyor. Hemen kapıyı kapatıp “sorun nerede?” diye düşünmeye başlıyorsun.

Kapıyı açtığın an bir kabusla karşılaşıyorsun. Bu kabusu baskıların yaratmış. Yüzeyde basit derinde karmakarışıksın. Bu baskı yüzünden içine bakamıyor ve başka şeylerle oyalanıyorsun. Radyo dinlemek, televizyon seyretmek,gazete okumak arkadaşlarla konuşmak, internette gezinmek gibi. Uykuya dalana kadar bir şekilde vakit öldürmek. Uyandığın anda tekrar koşturmaya başlıyorsun. Kimden kaçıyorsun? Kendinden başkası değil aslında kaçtığın.

Varlığını tanımak için kendine alan sağla o zaman göreceksin ki birden nesnelere bağlanmak yok olmuş. Tam bağımsızlık…

Köleliğin çekirdeği bağlantıdır. Özgürlüğün ise sevgidir. Ne kadar birbirine benziyorlar. Oysa tamamen zıtlar. Bağlantı sevgisizliktir. Sevgi daima bağsızdır. Fark nerede?

Bir kadını yada bir erkeği seversin ve ona bağlanırsın. Neden bağlanırsın? Bağlılık sadece yarında bu kadını/erkeği yanımda görmek isteyeceğin anlamına geliyor, o kadar. Yarın ve yarından sonra da bu kadının/erkeğin senin olmasını istiyorsun. Bu sadece bugün sevmediğini gösterir; sevseydin yarını düşünmezdin. Yarını kim düşünür? Yarını kim bilebilir? Yarın asla gelmez. Sadece bugünü yaşayamayanların aklına gelir. O kadını/erkeği bugün sevmemişsin sadece sevebilmek için yarını bekliyorsun. Sevgin tamamlanmamış. Bu tamamlanmamış sevgiden bağlılık doğar.

Bu hayatın kesin bir kuralıdır;; her şey tamamlanmak ister. Gonca çiçeklenmek ister, tohum filizlenmek ister.

Her şey tamamlanma yolunda ilerler ve neyi eksik bırakırsan o zihinde bir arzu haline gelir. “ bu kadına/erkeğe sahip ol henüz sevmedin, onun varlığına girmedin. Onda hala bilinmeyen birçok şey var. Gerçeğe dönüşmemiş birçok gizli güç var. Düşüncesiyle bağlılık doğar. Yarına ihtiyaç var, yarından sonrasına ihtiyaç var, geleceğe ihtiyaç var. Ve gerçekten bugünü yaşamak elinden gelmiyorsa gelecek hayata da ihtiyaç var.

Seni en çok tatmin edecek gelecek kendi içine inerek bugünü tamamladığın günden sonra gelendir. Kariyerin, yaşamın hepsi bir bütün ve hepsinde tatmin olmanın yolu budur.

Sevgiyle paylaştım,

Deniz Ağgül Güler

Kariyer Koçu&Gelecek Stratejisti

Maremis Gelecek Enstitüsü